Nouvel an

Nouvel an
Aujourd'hui partout dans le monde les gens fêtent l'arrivée du nouvel an, en se réunissant, dansant, buvant mangeant, rigolant et faisant pleins de conneries dans les boites, places des grandes villes, chez des amis, familles etc. sans se soucier que quelque part dans le monde il y a des gens qui accueillent le nouvel an sous les bombardements avec leus larmes. D'un côté des gens qui s'amusent et de l'autre des gens qui luttent pour survivre.
Déja que les palestiniens sont privés d'éléctricité, de nourritures, de médicaments à cause des embargos, ils sont en plus obligés de subir les attaques israéliennes. J'appelle tous les pays musulmans et non musulmans à dire stop à ce génocide en direct. A quoi servent les souhaits de paix dans le monde si personne ne fait rien, quand j'observe l'attitude des "grands pays" comme ceux de l'union européenne, ils n'arrivent même pas à mettre la pression et après parlent de libertés dans leurs beaux discours hypocrites. Je ne parle même des Etats-Unis d'Amérique, pour moi l'Amérique c'est la même chose qu'Israel, d'ailleurs ils ne cachent pas leurs soutiens mutuels.
Mais il y a plus grand qu'eux, Le plus Haut, Le plus Grand Allah...
Ces pays qui massacrent verront un jour dans ce monde et dans l'autre ce qu'est de tuer des gens, de les faires souffrir...
J'appelle tous les musulmans à ne pas oublier nos frères et soeurs palestiniens, à prier pour eux, ne restons pas indifférents...
Pour ma part, l'arrivée du nouvel an ne siginifie rien du tout, c'est une journée comme les autres, alors je pense qu'il ne nous est pas nécessaire de faire des conneries cette nuit là, prions pour un avenir meilleur, ne soyons pas égoistes, indifférents... je pense qu'il m'est nécessaire de rappeler que ce n'est pas le nouvel an musulman et que nous n'avons pas à féter quoi que ce soit, d'ailleurs savons nous quand c'est le nouvel an musulman et en quelle année sommes nous?

Je voudrais publier un commentaire d'un frère que j'ai lu dans le blog de vuslatgulu

wordci, Posté le vendredi 02 janvier 2009 23:33

: Evénements de Gaza sur la une des journaux
Bismillahi Rahmani Rahimi,
Assalamou 'aleykoum!

Je tiens à dire que je ne considérerai pas comme mon frère celui qui laissera mourir ce message et celui qui ne se sentira pas comme concerné...
Et Allah swt sait mieux que quiconque!

Allahou Akbar, Allahou akbar, Allahou Akbar!

Un peuple pleure, un pleure meurt, un peuple saigne et dans son sang, baigne...

Allahou Akbar, Allahou Akbar, Allahou Akbar!

Des centaines de tués en un jour, des milliers de tués en une poignée d'années...

Allahou Akbar, Allahou Akbar, Allahou Akbar...

Qui sommes-nous pour ne pas CRIER pacifiquement? Qui sommes-nous pour oublier nos frères et soeurs? Qui sommes-nous pour oublier Notre Pays, notre Palestine!

Qui suis-je moi pour vouloir héradiquer ce mal?
Je suis celui que je dois être à l'heure qu'il est...
Je suis celui qui a mal au coeur, celui qui souffre et pourtant je ne vis rien de semblable à ces enfants, rien de semblable à ces femmes et ces vieillards meutris et pourtant... J'ai mal!

La Palestine est occupée depuis des années, nos frères et soeurs sont déchiquetés depuis des années, nos mères voient partir leurs enfants qui ne reviennent jamais...

Et nous, pour le peu que nous faisons, en fermant les yeux, on se dit musulmans!!!

Où est ton mérite Toi qui prie sans même penser à eux, toi qui parle de çà dans ta barbe, toi qui chuchotte trois mots devant le public pour te montrer en tant que "concerné" et "investi" lors d'une "mini-assemblée"; mais qui le moment venu, te retire???!!! Dis-moi!!!

Honte à Nous qui oublions nos frères opprimés! Honte à Nous qui nous nous disons impuissants! Honte à Nous les Passifs!
Allah swt est-il content de nous? Oserais-tu dire que ce n'est pas ton rôle de "parler" et de protester? Oserais-tu dire que tes actions quotidiennes sont suffisantes dans ton panier à provisons pour "Al Akhira"?

Je jure par le Seigneur des mondes que nous sommes ingrats!!!

Que Celui qui ne transmet pas ce message ne se compte pas des Nôtres, que celui qui a oublié la cause palestinienne ne se plaigne pas lorqu'Allah swt l'éprouve dans sa vie...

TRANSMETS CE MESSAGE JE T'EN PRIE, COLLES-LE, COPIES-LE, ENVOIES-LE... Fais que ce message parvienne la où il doit arriver POUR QUE CA BOUGE ENFIN!

Fais que ce message ne s'arrête jamais incha'Allah, ni dans l'espace, ni dans le temps... Jusqu'à qu'on cesse cette tuerie en Palestine!!!
Fais des dou'a, je t'en supplie!

ET REUNISSEZ-VOUS DANS VOS VILLES, PACIFIQUEMENT, MARCHEZ, PARLEZ ET FAITES-VOUS ENTENDRE DE LA PLUS BELLE DES MANIERES, EN VOUS EXPRIMANT AVEC LES DROITS QUE NOUS A DONNES LES FRANCE!!!



# Posté le mercredi 31 décembre 2008 13:53

Modifié le dimanche 04 janvier 2009 18:14

Vatan sevgisi imandandir

Milletlerin yurt tutup özgürce yaşamlarını sürdürmek için uğrunda nice mücadeleler verdiği toprak parçasına vatan denilmiştir. ”Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır“ veciz sözüyle, anlatılmak istenen; budur. Korunması, Hadisi Şerifle teşvik edilmiştir. “Bir kimse kendini, dinini, namusunu ve malını korurken öldürülürse şehittir”( Tirmizi, Diyat / 22) Bu sebepledir ki “vatan sevgisi imandandır” peygamber buyruğunda; vatan sevgisiyle iman, birlikte zikredilmiştir.

Uğrunda ölünen şeyin kıymeti, ölen kişiye de değer kazandırmıştır. Ve Peygamberlikten sonra en yüksek mertebe olarak şehitlik zikredilmiştir. Milletler, kendi toprakları üzerinde dinlerini, dillerini, örf ve adetlerini koruyabilmeleri için mutlaka “vatan” edindikleri toprak parçalarına ve onu korumaya muhtaçtırlar.
Tarihte Müslüman Türk Milletini at sırtından indirmeyen, hep bu ideal olmuştur. Bu uğurda ölüm hiçbir zaman engel olmamıştır. Onu, inancı bu seviyeye getirmiştir. İnandığı Kur'an, ona bu konuda ufuk açmıştır, hedef koymuştur, müjde vermiştir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. ” (Âl–i İmran / 169, 170)

Peygamber efendimizde şehitlik mertebesinin önemini bir başka hadisi şerifte haber vererek, önümüze bir hedef koymuştur.
“Muhammed'in nefsi, elinin kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim” (Buhâri, İman, 26; Müslim, İmâre,103,107; Neseî, Cihad, 37).

Vatan olarak yaşadığımız topraklarımızın üzerindeki kurumlarımız birer birer satışa sunuluyor. Millet olarak sadece seyrediyoruz. Hem de millet olarak daha dün bu topraklar üzerinde mücadele verip silah zoruyla çıkardığımız, ülkelere satarak. Bu gafletten ne zaman uyanılacak, bu satışlara bu gidişe ne zaman dur denilecek.
Milletimiz mutlaka bu oyunları bozmalıdır.
Milletimiz mutlaka vekillerine gerekli uyarıyı yapmalıdır.
Vatan Şairimiz Mehmet Akif, yıllar önce bu tehlikeleri görerek milletimizi uyarmıştı; “Bastığın yerleri “Toprak” diyerek geçme tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı;
Verme; dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.”

Sevgi ile iman birbirini tamamlayan unsur olarak değer bulmuştur. Sevginin şiddeti ve derecesi bir yerde imanın şiddeti ile doğru orantıdır. Düşüncelerdeki vatan olgusu, kalplerdeki iman duygusuyla denk hale getirildiği zaman; “vatan uğrunda ölünecek” zamandır.
Çanakkale en güzel örnektir. “ Türk milleti bir iki karış ötede ölüm kusan silahların üzerine, biraz sonra öleceğini bile bile, dualar okuyarak ve koşarak gitmiştir.” Tespiti bunun delilidir. Böyle bir hadise, ancak imanla tarif edilebilir. Bu şuurla vatanına sahip çıkan bir nesil istiyorsak, Çanakkale'deki o ruhu tekrar canlandırmamız lazımdır. Yoksa da sata sata bitirilir, vatan diye bırakılan topraklar...

pazar günü Türkiye'de seçimler var, bakalim sonuç ne olacak...

videodaki müzik : Mustafa Yildizdogan'dan "$ehitler ölmez"

# Posté le vendredi 20 juillet 2007 12:47

Lanet, kahır, sövmek caiz midir? iyice okuyalim ve uygulayalim in$allah karde$lerim...

Yazar hikmet.net
12.Haz.2006
Bir Müslüman'a kahır okumak, sövmek ve lanet etmek caiz midir?

Başta, ayetin hükmüyle "Mü'minler sadece kardeştirler" (Hucurât, 49/10) Kardeş olan Müslümanların birbirlerine sövmesi şöyle dursun, üç günden fazla küs durmaları, gıybette bulunmaları, birbirleriyle alay etmeleri, kötü lâkap takmaları, hatta birbirlerine sûizan beslemeleri bile ayet ve Hadisi Şeriflerin hükmüyle haram kılınmıştır. (Hucurât Suresi'nin meal ve tefsirine bakılabilir.)

Lanetlemeden menetme sadedinde Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın."Ebu Dâvud, Edeb 53, (4906); Tirmizî, Birr 48, (1977).

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem mü'mini tarif ederken şöyle buyurur: "Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır."Tirmizî, Birr 48,

Müslümanlara sürekli söven, onları lanetleyenler hakkında ise Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem şu mahrumiyeti bildirir: "Lâneti çok yapanlar Kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar."Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Dâvud, Edeb 53, (4907).

Lanet edilen o lanete layık değilse, lanet lanet edene döner. Peygamber Efendimize kulak verelim: "Şunu bilin ki, kim bir şeye haksızlıkla lanet ederse, lanet kendisine döner."Ebu Dâvud, Edeb 53, (4908); Tirmizî, Birr 48, (1979).

Sövmenin, lanet etmenin ne kadar çirkin bir şey olduğunu; Müslümanların birbirlerini korumaları, zulüm içinde bırakmamaları, birbirlerinin kusurlarını örtmeleri hakkındaki, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in şu mübarek sözlerinden de çıkarabiliriz: "Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun...

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez (hor görmez)...

Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeter..."Buhari, Nikah 45, Edeb 57, 58, Feraiz 2; Müslim, Birr 28-34, (2563 - 2564); Ebu Dâvud, Edeb 40, 56, (4882, 4917); Tirmizi, Birr 18, (1928).

Nerede bu Hadisi Şerifler, nerede bir müslümana sövmek, lanet etmek, hele hele ona karşı düşmana yardım etmek!!

Lanet etmek, sövmek, Peygamberimizin dilinde bu kadar tehlikeli bir unsur olarak bildirildiğine göre lanetin ötesindeki şeyler, daha bir tehlike arz etmekte ve o oranda da Allah'ın azabını çekmektedir. Şu Hadisi Şerif bu gerçeği hatırlatır: "Bir kimse diğer bir kimseyi fıskla veya küfürle itham etmesin. Aksi takdirde, itham edilen arkadaşında bunlar yoksa kelime kendisine döndürülür." (yani o kelimeye kendisi müstahak olur) Buhârî, Edeb 44.

Peygamberimiz pek çok hadisinde horoza, zamana, rüzgara, ölmüşlere lanet etmeyin der. Bir hayvana bile lanet edilemezken, yaratılanların en şereflisi olan insana nasıl lanet edilir?!

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in neslinden olup, açmış olduğu nurlu yol pek çok şube halinde bugüne kadar devam eden büyük veli Abdülkadir Geylani hazretleri (K.S) el Gunye adlı eserinde Müslümanlara şu tavsiyelerde bulunur: .

Müslüman, hiçbir varlığa lanet etmemelidir. Bu ebrar ve sadıkların ahlakıdır. Böyle davranırsa, kazandığı iyiliklerle beraber Allah'ın koruması altında dünyadaki ömrünü güzel bir şekilde bitirir. Halkın eziyet ve kötülüklerinden korunur, Allah'ın ve kulların şefkat ve merhametini kazanır.

Zulme bile uğrasa, hiçbir varlığa düşmanlık beslememelidir. Zulmedene ne fiilen ne de dil ile karşılık vermemeli, Allah için yapılana tahammül etmelidir. Böyle davranmak kişiyi hem dünyada hem ukbâda yüceltir, yakın-uzak bütün halkın sevgisini kazanır, duaları kabul olur ve izzet sahibi olur.

Ehl-i kıble olan hiç kimseyi kesin küfür, şirk veya nifakla itham etmemelidir. Bu merhametli olmanın gereğidir ve Peygamber yoludur. Allah'ın rahmet ve rızasını kazandırır, azabından ve nefretinden de korur. Neticede kişi bütün varlığa merhametle yaklaşır.

Bir mü'min, hidayetten başka bir şey dilemez

Değil bir müslümana lanet etmek, bir müşrike bile Peygamber Efendimiz ciddi bir sebep yokken lanet etmemiş, sövmemiştir. Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Ey Allah'ın Resulü! Müşriklere beddua etsen, onları lânetlesen!" denilmişti. Allah Resulü şu cevabı verdi: "Ben rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil!"Müslim, Birr 87, (2597).

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Taif'i yirmi günden fazla muhasara altına almıştı. Mücadele iyice zorlaşınca, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Sahabeye Medine'ye dönme emri vermişti. Bazı sahabiler dediler ki; "Ey Allah'ın Resulü, Taif halkına beddua etsen!"Peygamberimiz ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti: "Allahım, Sakif'e (Taif halkına) hidayet eyle ve onları mü'minlerin arasına kat!" Devs kabilesi hakkında da benzer talepte bulunulunca Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem aynı duayı yapmıştı: "Allahım, Devs'e hidayet eyle, onları inananlar arasına kat" (Buhari, Müslim)

Yıllar önce de Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Taif'e dinini anlatmak üzere gittiğinde, görülmemiş hakaretlerle ve işkencelerle karşılaşmış, kölesi Zeyd ile beraber Taif'in dışına zor çıkmışlardı. Bir ağacın altına oturup soluklanırken, Cebrail'in "Eğer istersen Allah'ın emri ile şu iki dağı onların üzerine kapatıvereyim" teklifine O, bir mü'minin merhametinin zirvesini gösteren şu cevabı vermişti: "Hayır, eğer yüz yıl sonra da olsa, onların neslinden birisi gelip de iman edecekse, onun hürmetine hayır!"

Mü'minin karakteri budur ve bu olmalıdır. Kendisine yıllarca çektirenlere bile affedici davranabilme, bununla da kalmayıp hidayetleri için onlara dua etme.. Haddi aşan, işleri zorlaştıran, halden, sözden, affetmeden, müsamahadan, mü'mince karakteri sergilemeden anlamayanlar karşısında ise Peygamberimiz'in yaptığı tek şey, bir cümlelik havaledir: "Allahümme aleyke bihim = Allahım, onları sana havale ediyorum!"

video'da Taif yolculugu anlatilmaktadir...

# Posté le vendredi 20 juillet 2007 11:22

Modifié le vendredi 02 janvier 2009 14:36

Regaib kandiliniz kutlu olsun

Regaib kandiliniz kutlu olsun
"Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.
O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. "
(Tevbe Suresi, 128)
Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.

Allah Teâla'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

Bu aylara "Çok sevaplı ibadet ayları" diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor :

"Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar." (Şualar, 416)

İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.


--------------------------------------------------------------------------------
Bu geceyi nasıl karşılmak, nasıl ihya etmek gerekir?

--------------------------------------------------------------------------------

Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.
Bu gece, kazâsı olanın hiç değilse bir günlük kazâ namazı kılması, çok iyi olur.

Kur'an-ı Kerim okunmalıdır.
Bu gecenin ihyâsı, yatsı namazıyla sabah namazını camide cemaatle kılmakla olur. Bu, gecenin ihyâsıdır. Bütün günün ihyâsı bu... Yatsı namazı ile sabah namazını camide kılmak, o günün, o gecenin ihyâsı demektir. İnsan sabahlara kadar, akşamlara kadar ibadet etmiş gibi sevab kazanır.
Bir başka ihyâ şekli zikir ..... "Lâ ilâe illallah", "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed", "Estağfirullah", "Sübhànallah", "Elhamdülillâh", "Allahu ekber", "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm", "Allah" gibi sözler mübarek kelimelerdir, cümleciklerdir. Bunları zikretmek çok sevabdır..
Bazı namazlar vardır,
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kılmıştır. Bunlardan birisi de Tesbih Namazı'dır.
Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında: 12 rek'at "Hacet Namazı" kılınır.
Hacet Namazı:

2 rek'atte bir selâm verilerek kılınır.
Fâtiha-i şerîfe'den sonra her rek'atte 3 Kadir Süresi 12 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.
Salât-ı Ümmiye:

"Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim"
Secdede 70 defa: "Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh" okunur.
Secdeden kalkıp 1 defa: "Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta'lem. İnneke entel-eazzül-ekrem" okunur.
Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa "Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh" okunur.
Secdeden kalkıp duâ yapılır.
Duâda Hz. Allâh'a c.c şu şekilde de ilticâ etmelidir: "Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa'bân. Ve bellığnâ ramazân"
Unutmayalım!

Regaib Gecesi, üç aylar içinde kendisinden sonra gelecek olan Miraç, Berat ve Kadir Gecesininde bir müjdecisidir. Onun için bu müjdeciye kulak verip bu geceyi ve üç ayları iyi değerlendirilmelidir.
Resulullah (sav) buyuruydular ki: "Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb'in ilk gecesi, Şâban yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi."

# Posté le jeudi 19 juillet 2007 01:09

MESCID-I AKSA gerçegi

Ne zaman basında Mescid-i Aksa haberi yer alsa, ekrana Kubbetu's Sahra'nın resmi ekranda belirir. Bu yanıltmacanın bir İsrail oyunu olduğunu biliyor muydunuz?

Mescid-i Aksa hakkında yerli veya yabancı basında ne zaman bir Mescid-i Aksa haberi yer alsa, ekranda hemen Kubbetu'us Sahra resmi belirir..
Bunun nedenini hiç merak ettiniz mi?
Bilmeyenler için anlatalım..
İsrail'in en büyük hedeflerinden biri, birgün Mescid-i Aksa'yı yıkmak ve kendi tapınaklarını buraya dikmek. Bunun için yıllardır sinsi bir plan yürütülüyor.
Mescid-i Aksa haberlerinin yerli ve yabancı basında yer alması sırasında Kubbetu'us Sahra resminin yer alması da bu oyunun bir parçası..
Hatta İsrail bu oyunu daha iyi oynayabilmek için yıllardır Kubbetu'us Sahra'nın resimlerini bedava olarak tüm İslam ülkelerine dağıtır.
Bunun nedeni, toplumsal bir bilinçsizlik oluşturmak ve Müslümanları yanıltmak.. Müslümanlar, yıllardır Mescid-i Aksa'nın resmi sanarak Kubbetu'us Sahra'nın resmini evlerinin, işyerlerinin duvarlarına asar.
Böylece gelecek nesillerin bu resme inanıp, Kubbetu's Sahra'yı Mescid'i Aksa sanmasanı sağlanmaya çalışılıyor..

dikkat edelim karde$lerim, dü$manlarimizin oyununa gelmeyelim, akilli olalim, Allah yardimcimiz olsun, amin...

# Posté le mercredi 18 juillet 2007 01:37

Modifié le mercredi 18 juillet 2007 01:48